ZEKÂT
SIKÇA SORULANLAR
1. Zekât nedir?
Zekât, dinen
zenginlik ölçüsü kabul edilen miktarda (nisap) mala sahip olan kimselerin Allah
rızası için muayyen kişilere vermesi gereken belli miktarı ifade eder. Zekâtın
farz olması için şartlar; malların nisaba ulaşması yanında nâmî (üreyici/
artıcı) olması, sahip olunduğu andan itibaren üzerinden bir yıl geçmesi, bir
yıllık borcundan ve aslî ihtiyaçlardan fazla olmasıdır. Nisap, zekâtla yükümlü
olmak için esas alınan zenginlik ölçüsüdür. Bu ölçü, altında 20 miskal (80.18
gr), devede 5, sığırda 30, koyun ve keçide 40 adettir. Zekâtın kimlere
verileceği Kur’an-ı Kerim’de ayrıntılı şekilde açıklanmış (Tevbe, 9/60), nisabı
da hadislerde belirtilmiştir (Buhârî, Zekât, 32, 36, 38, 43). Buna göre temel
ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olan kişi diğer şartlar da yerine
gelmişse bu mallarının zekâtını vermesi gerekir.
2. Zekât
kimlere farzdır? Geçerli olmasının şartları nelerdir?
Zekât ibadeti
ile ilgili şartlar, zekâtın bir kimseye farz olmasının ve verilen zekâtın
geçerli olmasının şartları şeklinde iki ayrı başlık altında ele alınır.
Bir kimseye
zekâtın farz olması için o kimsenin müslüman, akıl sağlığı yerinde, ergenlik
çağına gelmiş ve hür olması bir yıllık borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla
hakikaten ya da hükmen artıcı, yani kazanç sağlayıcı nitelikte “nisap miktarı”
mala sahip olması gerekir. Artıcı olmaktan kastedilen, malın sahibine gelir,
kâr, fayda temin etmesi yahut kendiliğinden çoğalma ve artma özelliğine sahip
bulunmasıdır.
Zekâtın farz
olması için ayrıca nisap miktarı mal ya da servete sahip olduktan sonra
üzerinden bir kameri yılın geçmesi ve yılsonunda da nisap miktarını koruması
gerekir. Yıl içerisindeki artış ve düşüşlere itibar edilmez. Zekât bu süre
dolmadan önce de verilebilir.
Zekâtın geçerli
olmasının şartlarına gelince, öncelikle
“niyet” şarttır. Zekât bir ibadet olduğu için niyetsiz yerine getirilemez.
Ayrıca fakire verilmesi ve teslimi demek olan “temlik” de şarttır. Yemek
hazırlayıp yedirmek gibi ibâha denilen yollarla fakire zekât verilmiş olmaz.
3. Büluğ çağına
ermemiş zengin çocukların malından zekât vermek gerekir mi?
Bir kimsenin
zekâtla mükellef olması için âkil ve bâliğ olması gerekir. Bu bakımdan Hanefîleregöre
zengin de olsa büluğ çağına girmemiş çocukların mallarından zekât vermek
gerekmez. Ancak, çocuklara ait tarım arazilerinden elde edilen tarım
ürünlerinin öşrü yani zekâtının verilmesi gerekir. Şâfiî mezhebine göre zekât
vermek için akıl ve büluğ şart değildir. Çocuk ve aklî yeterliliği olmayan
(mecnun) kimsenin de zekât vermesi gerekir.
4. Babası ile
birlikte oturan kimse zekât ile mükellef midir?
İslam’da
mülkiyetin şahsiliği esastır. Buna göre bir kimse babasıyla birlikte oturuyor
olsa bile zekâta tâbi nisap miktarı mala sahip ise zekât ile mükelleftir. Ancak
babası ile mallarını ayırmamışlar da ortak kazanıp ortak harcıyorlarsa, bu takdirde
ellerindeki birikim üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan kişi zekâtla yükümlü
olur.
5. İhtiyaç için
kullanılan araç-gereç ve malzemelere zekât düşer mi?
Sanat ve
mesleğin icrası için gerekli olan araç-gereç, makine ve malzemeler, aslî
ihtiyaçlar kapsamında yer alır. Dolayısıyla bunların zekâtının verilmesi
gerekmez. Ancak, kişinin kendi mesleğinin icrası için değil de, ticaret için
üretilen veya alınıp satılan araç-gereç, malzeme ve makinelerin zekâtının
verilmesi gerekir.
6. Ticaret
malının zekâtı nasıl hesaplanır?
Kâr amacıyla
alınıp satılan mallara “ticaret malları” denir. 80.18 gr. altın değerinde
ticaret malına sahip olan kişinin, nisab miktarı mala sahip olmasının üzerinden
bir yıl geçmesi hâlinde, kırkta bir (% 2,5) oranında zekâtını vermesi gerekir.
Zekât, diğer
şartlar yanında, hakikaten veya hükmen elde mevcut bulunup üzerinden bir yıl
geçen maldan verilir. İleride sağlanması muhtemel artışlar zekâtın
hesaplanmasında dikkate alınmaz. Ticaret malları için de aynı ilke geçerlidir.
Bu itibarla, ticaret malının zekâtı verilirken, satıldığı takdirde elde edilecek
kâr dikkate alınmadan sanki malın aynından (bizzat kendisinden) zekât veriyormuş
gibi zekâtın verileceği tarihteki maliyet değeri esas alınır.
7. Ticaret
malının zekâtı kendi cinsinden ödenebilir mi?
Ticaret
mallarının zekâtı, malın değeri üzerinden hesaplanıp parayla verilebileceği
gibi, malın kendi cinsinden de verilebilir.
8. Hayvanların
zekâtı, para olarak da verilebilir mi?
Hayvanların zekâtı,
kendi cinsinden verilebileceği gibi, değerleri üzerinden para olarak da verilebilir.
Ancak fakirin yararına olanı tercih etmek daha uygundur.
9. Ziynet
eşyası zekâta tabi midir?
Altın ve
gümüşten yapılmış ziynet eşyaları, zekât için gerekli diğer şartları da
taşıdığı takdirde Hanefî›lere göre zekâta tâbidir. Bu itibarla altından
yapılmış ziynet eşyaları, 80.18 gr. veya daha fazla olup üzerinden de bir yıl
geçmiş ise kırkta biri oranında zekâtları verilir. Altın ve gümüş dışındaki
maden ve taşlardan mamul ziynet eşyası ise zekâta tâbi değildir.
Şâfiî, Mâlikî
ve Hanbelî bilginlerine göre ise, kadının normal olarak takıp kullandığı ziynet
(takı) eşyası, aslî ihtiyacı sayıldığından bunlardan zekât gerekmez.
10. Farklı
ayarda altını bulunan kimse zekâtını nasıl hesaplar?
Zekât nisabının
oluşması açısından altındaki ayar farkı önemli değildir. Çünkü hangi ayarda olursa
olsun, sonuç itibariyle altın hükmündedir. Buna göre farklı ayarda da olsa
sahip olunan bütün altın çeşitlerinin toplam ağırlıkları 80.18 grama
ulaştığında, diğer şartları da taşıması hâlinde zekâta tâbidir. Ancak bu
durumda farklı ayarlardaki altınların zekâtı, ayrı ayrı değerleri üzerinden
hesaplanarak kırkta bir (% 2,5) oranında verilir.
11. Ticaret
veya yatırım amaçlı alınan taşınmaz mallar için zekât vermek gerekir mi?
Ticaret maksadıyla
elde bulundurulan taşınmaz mallar zekâta tâbidir. Kişilerin ticarî amaçlı olarak
alıp sattıkları taşınmaz mallar da bu kapsamda yer alır. Buna göre, büro ve
mesken gibi kullanım amaçlı olmayıp alıp satmak amacı ile kişilerin ellerinde
bulundurdukları taşınmazların, bir yıllık borçları çıktıktan sonra değerleri
nisap miktarına ulaşmış ve üzerinden bir yıl geçmiş ise kırkta bir (% 2,5)
oranında zekâtının verilmesi gerekir.
Ticaret veya
yatırım amaçlı yani daha sonra değerlenince satmak üzere alınmış olan taşınmazların
zekâtları her yıl piyasa değerleri üzerinden verilir. Ev, dükkân, tarla veya
bağ bahçe yapma niyetiyle satın alınan arsalar ise zekâta tâbi değildir.
12. Şirket
ortakları nasıl zekât verirler?
Şirketler, hükmî
şahıs niteliğinde olduklarından, şirketlerin kendisi değil de, ortaklardan her birinin
hissesi, tek başına veya varsa diğer mallarıyla birlikte nisap miktarına
ulaşırsa zekâta tâbi olur. Buna göre, aslî ihtiyaçlarından fazla, nisap miktarı
(80.18 gr. altın veya değeri) mala sahip olan kimsenin, bu malın üzerinden bir
yıl geçmesi hâlinde zekâtını vermesi gerekir.
Sanayi sektöründe
faaliyet gösteren şirketlerin; duran varlıkları (üretim aletleri, makine vb.) zekâttan
muaftır. Bir yıllık borçlar, malzeme, işçilik, üretim, pazarlama, yönetim,
finansman vb. giderlerin maliyet hesapları yapılıp çıkarıldıktan sonra dönen
varlıklar (yarı mamul ve üretilmiş mallar, hammaddeler, nakit para, çek vs.)
net kâr ile birlikte kırkta bir (% 2,5) oranında zekâta tâbidir.
Dolayısıyla böyle
bir şirketin ortağı olan kişinin, şirketin büro, alet vb. duran varlıkları dışındaki
dönen varlığından kendi hissesine düşen miktarın nisaba ulaşması ve üzerinden
bir yıl geçmesi hâlinde zekâtını vermesi gerekir. Ticaret alanında çalışan
şirketlerde de durum aynıdır.
Hisse
sahiplerinin, zekâtın verilmesini şirket yönetimine bırakması hâlinde, yönetim,
hisse sahiplerine vekâleten onların payının zekâtını verebilir. Bu durumda,
gerçek şahıslar mallarının zekâtını nasıl hesaplayıp veriyorlarsa, şirket yönetimi
de o şekilde verir. Şirket, hisselerin zekâtını vermemişse, hissedarların kendi
hisselerinin zekâtını vermeleri gerekir.
Kameri yıl esasına
göre senede bir envanter/bilanço çıkarılır. Dönen varlıklar, nakitler, çekler ve
alacaklar değer olarak toplanır. Varsa borçlar çıkarıldıktan sonra geride kalan
tüm meblağın 2,5’u zekât olarak verilir.
13. Alacağın
zekâtını vermek gerekir mi?
Zekâta tâbi
olup olmama bakımından alacaklar üç kısımdır:
a) Kuvvetli Alacak: Bunlar, borç olarak verilen paralar ile ticaret mallarının bedeli
olan alacaklardır. Bu alacaklar, borçlular tarafından ikrar edilirse veya borcu
ispata yarayan kesin delil varsa, alacaklı tarafından her yıl zekâtlarının
ödenmesi gerekir. Önceki yıllara ait zekâtı verilmemiş ise, alacak tahsil edildikten
sonra, geçmiş yıllara ait zekâtları ödenir.
b) Orta Alacak: Satım için olmayan bir malın gelirinden kaynaklanan alacaktır. Ev
kirası alacağı gibi. Bu alacakta da geçmiş senelerin zekât borcu gerçekleşir.
Ancak zekât borcunun ödenme mecburiyeti için alacaklının en az nisap miktarı
kadar tahsil etmesi gerekir.
c) Zayıf
Alacak: Vasiyet, mehir ve diyet gibi mal
bedeli olmayan alacaklardır. Çünkü bu tür alacaklar mal değişiminde oluşmuş bir
borç değildir. Bu nevi alacakların geçmiş yıllara ait zekâtları gerekmez.
Tahsil edilip üzerlerinden bir yıl geçince zekâtları verilir. İnkâr edilen veya
geri alınma ihtimali olmayan alacaklar için, alacaklının her yıl zekât vermesi
gerekmez. Şâyet bu tür ümit kesilmiş bir alacak daha sonra ödenirse, tahsil edilip
üzerinden yıl geçtikten sonra sadece o yılın zekâtı verilir; geçmiş yıllar için
zekât gerekmez.
14. Alacaklar
zekat yerine sayılabilir mi?
Zekâtın geçerli
olması için, fakire verilecek para veya malın ona temlik edilmesi yani onun mülküne
geçirilmesi şarttır. Bu da zekâtın fiilen fakire teslimi ile gerçekleşir.
Mesela yemek hazırlayıp bunu fakirlerin yiyebileceğini ilan etmekle ya da
onlara yedirmekle o yemek temlik edilmiş/verilmiş olmaz. Ancak aynı yemek
yapılıp zekât niyeti ile fakire teslim edilirse, temlik gerçekleşmiş yani zekât
verilmiş olur. Buna göre, bir kimseye borç verirken zekâta niyet edilmediği,
daha sonra da bu parayı zekâta saymaya niyet edildiği zaman, paranın kendisi
ortada bulunmadığı için temlik gerçekleşmiş olmayacaktır.
Dolayısıyla bir
kimseye borç olarak verilmiş olan paranın daha sonra borçluya zekât niyeti ile bağışlanması
ile zekât verilmiş olmaz. Dört mezhep âlimleri bu görüştedir.
Temlik kavramına
daha geniş bir anlam yükleyen bazı âlimler ise, fakirin zimmetinde bulunan karz-ı
hasen ve kira borcunun ona bağışlanmasını da temlik olarak değerlendirmişler ve
bunu caiz görmüşlerdir. Fakat bu görüşte olanlar ticaretten kaynaklanan
borçları bunun dışında tutmuşlardır. Bu görüşle de amel edilebilir.
15. Tarım
ürünleri zekâta tabi midir?
Tarım ürünleri
zekâta tabidir. Sözlükte onda bir anlamına gelen öşür, dinî bir kavram olarak, tarım
ürünlerinden verilen zekât demektir. Bu hüküm Kur’an ve Sünnet ile sabittir. يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ
مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّٓا اَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الْاَرْضِۖ Yüce Allah, “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın
iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan infak edin.”
(Bakara, 2/267);
وَهُوَ الَّذٖٓى اَنْشَاَ جَنَّاتٍ مَعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ
مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا اُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ
وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍۜ كُلُوا مِنْ ثَمَرِهٖٓ اِذَٓا
اَثْمَرَ وَاٰتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهٖؗ وَلَا تُسْرِفُواۜ اِنَّهُ لَا
يُحِبُّ الْمُسْرِفٖينَۙ
“Asmalı ve
asmasız (üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine
benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O’dur. Her biri meyve
verdiği zaman meyvesinden yiyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve
sadakasını) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.”
(Enâm, 6/141) buyurmaktadır.
Bu ürünlerin zekâtlarının
oranı bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından belirlenmiştir. Bir hadis-i şerifte,
“Yağmur ve nehir sularıyla sulanan toprak mahsullerinde onda bir; kova
ile sulananlarda ise yirmide bir öşür gerekir.” (Buhârî, Zekât, 55) buyrulmuştur.
16. Ürün elde
etmek için yapılan masraflar, öşür verilirken dikkate alınır mı?
Kural olarak,
sulanması masrafsız olan arazilerden elde edilen ürünün onda biri, masraf edilerek
ve emek sarf edilerek sulanan arazilerden elde edilen ürünün ise yirmide biri
öşür olarak verilir. Sulama ile birlikte, günümüz tarım şartlarının gerektirdiği
gübre, ilaç ve mazot gibi masrafların öşür hesabında dikkate alınıp
alınmayacağı tartışmalı bir konudur. Bu ilave masraflar üretimin maliyetinde
önemli bir yekûn oluşturduğundan bunların öşür hesaplamasında dikkate alınması görüşü
daha uygundur. Bu nedenle tarım ürünleri, sulama masrafları ve yukarıdaki ilave
masraflar çıkarıldıktan sonra nisaba ulaşması hâlinde 1/10 oranında zekâta/öşre
tabidir. Eğer masraflar çıkarılmadan verilecekse 1/20 oranında öşür verilir.
Tarım
ürünlerinde nisap miktarı, buğday, arpa, mısır, pirinç gibi saklanabilir
ürünlerde, beş vesktir. Bunun günümüzde kullanılan ağırlık birimi ile karşılığı,
ürüne göre 653-1000 kg arasında değişmekte mesela buğdayda 653 kg’a tekabül
etmektedir. Bunların dışındaki ürünlerde ise yukarıdaki maddelerden beş veskinin
değeri en düşük olanının kıymetine denk olan miktardır. Seralarda yetiştirilen
ürünler için de aynı hükümler geçerlidir.
17. Ekilmesi
için başkasına verilen tarlanın öşrü kim tarafından verilir?
Türkiye’de
tarlanın ekilmesi için başkasına verilmesi konusunda iki farklı uygulama
vardır. Bunlardan birisi, tarlanın belli bir bedel karşılığında kiraya
verilmesidir. Bu uygulamada tarla sahibi belli bir ücret alır, çıkan mahsulden
hiçbir şey almaz. Diğer uygulama ise tarlanın, ortaklık şeklinde verilmesidir.
Bu uygulamaya bazı bölgelerimizde yarıcılık da denilmektedir. Bu uygulamada
tarla sahibi belli bir ücret almamakta, çıkan mahsul, tarla sahibi ile yarıcı
arasında anlaştıkları oranda bölüşülmektedir.
Kiraya verilen
tarlanın öşrü, Hanefî mezhebinden İmam Ebu Yusuf
ve Muhammed’in de içinde bulunduğu çoğunluğun görüşüne göre kiracıya aittir.
Çünkü öşür, tarlanın değil, çıkan ürünün hakkıdır. Çıkan ürünün de tamamını
kiracı aldığına göre öşrü vermek de ona düşer. Tarlayı eken kiracı, gübre, ilaç
gibi ekstra masraflarla birlikte kira masrafını çıkardıktan sonra, geriye kalan
ürün nisap miktarına (beş vesk mesela buğdayda 653kg. arası) ulaşırsa çıkan
mahsulün öşrünü verir.
Yarıcılığa verilen tarlanın öşrünü de tarla sahibi ve kiralayan hisseleri oranında
verirler. Her biri, payına düşen ürünün, -nisap miktarını aşması durumunda-
öşrünü verir.
İyilikte
bulunma, sıla-i rahim vb. düşüncelerle tarlanın, akrabalara veya fakir
kimselere bedelsiz olarak verilmesi ise dinimizin teşvik ettiği bir davranıştır.
Bu şekilde ödünç olarak verilen tarlanın öşrü tarlayı kullanana
aittir. Tarla sahibinin herhangi bir yükümlülüğü yoktur.
18. Öşrü
verilen mahsul elden çıkarılmayıp muhafaza edilirse ve üzerinden bir sene
geçerse, bu mahsule yeniden zekât ve öşür gerekir mi?
Öşrü verilen
tarım ürünleri, üreticisi tarafından paraya dönüştürülmedikçe ürün olarak
ambarda ne kadar kalırsa kalsın yeniden öşre tabi olmaz. Ancak öşrü verilen bir
ürün satılır ve paraya dönüştürülürse bu para nakit türü diğer zekât malları
ile birlikte değerlendirilir. (Ambarda yıllarca kalsa bile tekrar öşür
gerekmez. Satılıp paraya dönüşürse para ise zekâtın başka bir türüne girer. Bu
nedenle: Elde edilen para nisap miktarına ulaşırsa ve üzerinden bir hicrî yıl
geçerse o para için %2,5 oranında zekât verilmesi gerekir.)
19. Zekât
kimlere verilir?
Zekâtın
verileceği kimseler Kur’an-ı Kerim’de belirtilmiştir.
اِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَـرَٓاءِ وَالْمَسَاكٖينِ
وَالْعَامِلٖينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَ۬لَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ
وَالْغَارِمٖينَ وَفٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ وَابْنِ السَّبٖيلِؕ فَرٖيضَةً مِنَ
اللّٰهِؕ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ حَكٖيمٌ
Bunlar;
fakirler, miskinler, zekât toplamakla görevlendirilen memurlar, müellefe-i kulûb
adı verilen kalpleri İslam’a ısındırılmak istenen kimseler, esaretten
kurtulacaklar, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış olanlardır.
(Tevbe, 9/60).
Fakir ve miskin, temel ihtiyaçları dışında herhangi bir maldan nisab miktarına
sahip olmayan kimsedir. Ancak temel ihtiyaçları dışında, ister artıcı (nâmî)
vasıfta olsun ister olmasın, herhangi bir maldan nisap miktarına sahip olan
kimse fakir veya miskin kapsamında olmadığından ona zekât verilmez.
Borçlu, kul hakkı olarak borcu olan ve borcunu ödeyeceği maldan başka
nisab miktarı malı bulunmayan kimsedir.
Yolda kalmış
kimse, sürekli yaşadığı yerde malı bulunsa
bile, çıktığı yolculukta parasız kalıp parasına ulaşma imkânı bulamayan, başka
bir deyişle, parasızlıktan yolda kalmış ve memleketine dönemeyen kimsedir. Bu
kimseye, malının bulunduğu yere dönmesine ve dönünceye kadarki ihtiyaçlarını
gidermesine yetecek kadar zekât verilebilir. Günümüzde yolcu olan kişi istediği
zaman memleketindeki parayı banka kartı veya başka bir yöntemle alma imkânına
sahipse ona zekât verilmez.
“Allah yolunda” anlamına gelen “fî sebîlillah” ifadesi ise, kendisini Allah yoluna
ve İslam’a adamış hac yolcuları, askerler ve ilim için yola çıkan gerçek
kişiler olarak yorumlanmıştır.
20. Zekât
kimlere verilmez?
Hanefilere göre aşağıda sayılanlara zekât ve fitre verilmez:
a) Ana, baba, büyük ana ve büyük babalara,
b) Oğul, oğlun çocukları, kız, kızın çocukları ve bunlardan doğan
çocuklara,
c) Eşine,
d) Müslüman olmayanlara,
e) Zengine yani aslî ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip
olan kişiye,
f) Babası zengin olan ergen olmamış çocuğa.
21. Üvey anne, üvey baba ve üvey çocuklara zekât verilebilir mi?
Üvey anne, üvey
baba ve üvey çocuklara, fakir olmaları hâlinde zekât verilebilir. Çünkü
bunlarla zekâtı veren kişi arasında usûl ve fürû ilişkisi olmadığı gibi, zekât
veren şahıs normal durumlarda bunlara bakmakla yükümlü de değildir.
22. Kayınvalide
ve kayınpedere zekât verilebilir mi?
Fakir olan
kayınvalide ve kayınpedere zekât verilebilir. Çünkü bunlarla zekâtı veren kişi
arasında usûl ve fürû ilişkisi olmadığı gibi, zekât veren şahıs bunlara
bakmakla yükümlü de değildir.
23. Sütanne ve
sütbabaya zekât verilir mi?
Usûl ve furûa yani
anne, baba, dede ve ninelerle, çocuk ve torunlara zekât verilmez. Çünkü kişi bakmakla
yükümlü olduğu bu kimselere zekât verecek olsa verdiği zekât dolaylı yoldan
kendisine dönmüş olacaktır. Oysa zekât veren, verdiği zekâttan hiçbir maddî
menfaat sağlamamalı ve ondan yararlanmamalıdır. Ayrıca bu durumda, zekât olarak
verilen malın ihtiyaç sahibinin mülkiyetine geçirilmiş olması şartı da ihlal
edilmiş olur. Sütanne ve sütbaba ise kişinin bakmakla yükümlü olduğu
kimselerden olmadığı için onlara zekât verilebilir.
24. Geçimini
maaş veya ücretle sağlayanlara zekât verilebilir mi?
İslam’da zekât
ve fitrenin kimlere verilip verilemeyeceği, kişilerin meslek gruplarına
bakılmaksızın belirlenmiştir. Bu itibarla, belirli bir geliri bulunduğu hâlde,
bu geliriyle asgari temel ihtiyaçlarını karşılayamayan veya temel ihtiyaçlarını
karşıladıktan sonra elinde 80.18 gram altın veya bu değerde bir mal bulunmayan
kişilere zekât verilebilir. Bu kişilerin ücretli memur, esnaf veya işsiz olması
fark etmez. Ancak bu kadar malı olmasa bile kendisinin ve bakmakla yükümlü
olduğu kişilerin temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda olanlara zekât
verilemeyeceği görüşünde olan âlimler bulunduğundan, zekât verirken daha yoksul
olanlara öncelik verilmesi uygun olur.
25. Hayır
kurumlarına ve sivil toplum kuruluşlarına zekât verilebilir mi?
Zekâtın
verileceği yerler, Tevbe sûresinin 60. âyetinde belirlenmiştir. Buna göre
zekât, ilke olarak fakirlerin ve ihtiyaç sahibi bireylerin hakkıdır. Bu
itibarla, belirli şartları taşıyan müslümanların yükümlü oldukları zekât ve
fıtır sadakasının, Kur’an-ı Kerim’de belirlenen yerler dışında herhangi bir
yere verilmesi veya cami, köprü, yol, okul, su gibi hayır işlerine sarf
edilmesi, Hanefîlerce caiz görülmemiştir. Bu esas gözetilmeksizin zekât niyeti
ile yapılan ödemeler zekât yerine geçmez. Zekât, kendilerine zekât verilmesi
caiz olan kimselere doğrudan teslim edilebileceği gibi, aracı vasıtası ile de
ulaştırılabilir. Bu aracının birey olması ile kurum olması arasında fark
yoktur. Buna göre hayır kurumu veya sivil toplum kuruluşu, toplayacağı
zekâtları Kur’an’da belirlenen yerlere/fakir ve ihtiyaç sahiplerine
ulaştırıyorsa aracı konumunda olan bu kuruluşlara zekât emanet edilebilir.
Zekâtı hak
sahiplerine ulaştırmayıp, inşaat, aydınlatma, büro masrafları gibi genel
hizmetleri içinde değerlendirecek olan kuruluşlara ise zekât verilmez.
Halka hizmet
veren bu gibi kurumların varlıklarını sürdürmeleri için desteklenmeleri önemlidir.
Ancak bu, zekât dışında gönüllü yardımlar yolu ile yapılmalıdır. Bunun yanında
kamusal ve bireysel denetimler de ihmal edilmemelidir.
26. Sünnet
ettirmek veya evlendirmek için fakire harcanan para zekât yerine geçer mi?
Kendilerine
zekât verilecek gruplardan biri de fakirlerdir (Tevbe, 9/60). Bir kişi
zekâtını, elindeki malın cinsinden verebileceği gibi bedeli olan başka
mallardan nakit olarak da verebilir. Bu itibarla evlenecek kişiye, zekât alma
şartlarını taşıyor ise, ihtiyacı olan eşyalar zekât olarak verilebilir. Velisi fakir
olan çocukların sünnet masrafları da zekât niyetiyle karşılanabilir. Ancak daha
uygun olanı zekâtı ihtiyaç sahiplerine verip harcamayı onların yapmasına imkân
tanımaktır.
27. Fakir ve
yoksul kimselerin sağlık tedavilerini yaptıran vakıf, dernek gibi kuruluşlara
zekât verilebilir mi?
Zekât ve fıtır
sadakasının sahih olmasının şartlarından biri temliktir. Temlik eşya üzerindeki
mülkiyet hakkını veya malî bir hakkı başkasına devretmeyi ifade eder. Bu
itibarla fakirlere temlik etmek üzere zekât ve fıtır sadakalarını ayrı bir fonda
toplayan ve her bakımdan kendilerine güvenilen kimseler eliyle yönetilen dernek
ve kurumlara (muhtaçlara ulaştırmaları için yöneticileri, vekil tayin edilerek)
zekât ve fıtır sadakası verilebilir.
Söz konusu
dernek ve vakıflar, zekât almaları caiz olan kimselerin tedavileri için, zekât
almak ve aldıkları zekâtı bu ihtiyaçlara sarf etmek üzere bunlardan vekâlet
aldıkları takdirde, onlar adına zekât alabilirler. Henüz ergenlik çağına
varmamış küçükler için de bunların velilerinden vekâlet almak gerekir. Şüphesiz
vekâlet verilecek kişilerin her bakımdan güvenilir kimseler olmaları, toplanacak
zekâtın başka işlere harcanmaması ve bu yöndeki denetimlerin ihmal edilmemesi
gerekir.
Adı geçen vakıf
ve kuruluşlarda tedavi gören ancak fakir olmayan insanlara zekât, fitre ve
fidye gelirlerinden harcama yapılamaz.
28. Ramazan
ayında belediye, dernek, aşevleri veya vakıflarca hazırlanıp dağıtılan yemekler
zekât ve fitre yerine geçer mi?
Belediye, dernek
veya vakıflarca hazırlanıp ikram edilen iftar yemekleri zekât yerine geçmez.
Çünkü bu ikramda, zekâtın sıhhat şartı olan temlik tam olarak bulunmadığı gibi,
iftar yemeği yiyenler arasında kendilerine zekât verilmesi caiz olmayan birçok
kişi de bulunabilmektedir. Ancak buralarda hazırlanan yemekler zekât niyetiyle
bizzat yoksullara elden ulaştırılırsa zekât yerine geçer. (Yoksulların evlerine
götürülürse)
29. Vergi,
zekât yerine geçer mi?
Vergi bir
vatandaşlık görevidir; zekât ise dinî bir yükümlülüktür. Ayrıca zekât ile
vergi; mükellefiyet, temel gaye, oran, miktar ve harcanacağı yerler (Tevbe,
9/60) bakımından birbirinden farklıdır. Bu itibarla, devlete ödenen vergiler
zekât yerine geçmez. Zekâtın ayrıca verilmesi gerekir.
30. Zekât
vermenin belirli bir zamanı var mıdır?
Zekât vermenin
belli bir zamanı yoktur. Oruç ve hac ibadetlerinde olduğu gibi nisap miktarı malın
üzerinden sene geçmiş olması konusunda da kamerî ay hesabı uygulanır. Farz
olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir kamerî ayı veya
Ramazan’ı beklemeye gerek yoktur. Zekât vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları
andan itibaren en kısa zamanda zekâtlarını vermeleri gerekir. Çünkü zekât bir
kulluk borcudur, borç da bir an önce ödenmelidir
SADAKA-İ FITIR
1. Fıtır sadakası nedir ve ne zaman verilir?
Halk arasında
fitre diye bilinen fıtır sadakası (sadaka-i fıtır); insan olarak yaratılmanın
ve Ramazan orucunu tutup bayrama ulaşmanın bir şükrü olarak; dinen zengin olup
Ramazan ayının sonuna yetişen müslümanın, belirli kimselere vermesi vacip olan bir
sadakadır. Vacip oluşu, sünnetle sabittir (Buhârî, Zekât, 70-78; Müslim, Zekât,
12-16; Ebû Dâvûd, Zekât, 18; İbn Mâce, Zekât, 21).
Kişi, kendisinin
ve küçük çocuklarının fitrelerini vermekle yükümlüdür. Hz. Peygamber, köle-hür,
büyük-küçük, kadın-erkek her müslümana fitrenin gerektiğini ifade etmiştir (Ebû
Dâvûd, Zekât, 20).
Fıtır
sadakasının vacip olma zamanı Ramazan bayramının birinci günü olmakla birlikte,
bayramdan önce de verilebilir. Hatta bu daha faziletlidir. Bununla birlikte,
bayram günü veya daha sonra da verilebilir. Ancak, bayram namazından önce
verilmesi müstehap kabul edilmiştir.
Şâfiî mezhebinde
ise; fitreyi, meşru bir mazeret bulunmadıkça bayramın birinci gününün
gün batımından sonraya bırakmak haramdır. Fitreyi Ramazan’ın ilk günlerinde
vermek de caizdir.
Fitrenin
hedefi, bir fakirin içinde yaşadığı toplumun hayat standardına göre bir günlük
yiyeceğinin karşılanması, böylece bayram sevincine iştirak etmesine katkıda
bulunmaktır.
Günümüzde fıtır
sadakası miktarının belirlenmesinde, kişinin bir günlük (iki öğün) normal gıda
ihtiyacını karşılayacak miktarın ölçü alınması daha uygundur. Kişi dinen zengin
sayılanlara, usûlüne (anne, baba, dedeler ve nineler), fürûuna (çocuk ve
torunlar) ve eşine fıtır sadakası eremez. Fitreler bir fakire verilebileceği
gibi, birkaç fakire de dağıtılabilir. Ancak bir kişiye verilen miktar bir fitreden
az olmamalıdır.
2. Kimler fıtır
sadakası vermekle yükümlüdür?
Ramazan bayramına
kavuşan, temel ihtiyaçlarının ve bir yıllık borçlarının dışında nisap miktarı (80.18
gr. altın veya bu değerde) mala sahip olan müslümanlar kendileri ve velayetleri
altındaki kişiler için fıtır sadakası vermekle yükümlüdürler. Ancak fıtır
sadakası ile yükümlü olmak için bulunması gereken nisap miktarı malın,
“artıcı” özellikte olması ve üzerinden “bir kameri yıl” geçmiş olması gerekmez.
Kişi kendisinin
ve ergenlik çağına ulaşmamış çocuklarının fitresini vermekle yükümlüdür. Buna
karşılık kişinin ana-babası, büyük çocukları, karısı, kardeşleri ve diğer
yakınları için fitre ödeme zorunluluğu yoktur. Fakat vekâletleri olmadığı hâlde
bu kişiler için ödeme yapsa geçerli olur.
Şâfiî mezhebine
göre ise fıtır sadakası vermek “farz”dır ve bununla yükümlü olmak için
nisap miktarı mala sahip olmak şart değildir. Buna göre temel ihtiyaçlarının yanı
sıra bayram günü ve gecesine yetecek kadar azığa sahip zengin-fakir her müslüman
fitre ile yükümlüdür. Ayrıca varlıklı kimsenin müslüman olan eşi, çocukları,
ana-babası ve diğer yakınları için de sadaka-i fıtır vermesi gerekir.
3. Fıtır
sadakasının buğday, arpa, hurma veya üzüm olarak verilmesi zorunlu mudur?
Fıtır sadakası,
soruda sayılan maddelerden verilebileceği gibi, bunların değeri para olarak da
verilebilir. Ancak fakirin yararına olanı tercih etmek daha uygundur Yurt
dışında yaşayan kişi, fıtır sadakasını bulunduğu ülke şartlarına göre mi yoksa Türkiye
şartlarına göre mi verir?
Ülke ve
bölgelere göre geçim standartları farklı olduğundan, sadaka-i fıtır mükellefi,
kendi bulunduğu yere göre tespit edilen miktarda sadaka-i fıtır vermelidir. Ancak
sürekli olarak yurt dışında yaşadığı halde sadaka-i fıtrın ödeneceği zaman
Türkiye’de bulunan kimse, Türkiye’nin şartlarına göre sadaka-i fıtrını verir.
4. Vaktinde
ödenmeyen fıtır sadakası borcu nasıl ödenir?
Bütün
ibadetlerde olduğu gibi sadaka-i fıtır yükümlülüğü de geciktirilmeyip zamanında
yerine getirilmelidir. Bununla birlikte zamanında ödenmemişse, bu fitrelerin
mümkün olan ilk fırsatta ödenmesi gerekir.
Fitre
yükümlülüğü, İmam Şâfiî, Ahmed b. Hanbel ve bir rivayette İmam Mâlik’e göre
Ramazan’ın son günü güneşin batmasıyla, Ebû Hanîfe’ye ve diğer bazı müctehid
imamlara göre ise bayram günü tan yerinin ağarmasıyla gerçekleşir. Böyle
olmakla birlikte fitre Ramazan ayı içinde de verilebilir. Hatta fakirlerin
bayram ihtiyaçlarını karşılamaları için, bayramdan önce verilmesi daha iyidir.
Ancak bayram sabahına kadar sadaka-i fıtır verilmemiş ise, bayram günlerinde
ödenmesi gerekir. Zamanında ödenmeyip sonraya kalan fitreler ise, mümkün olan
ilk fırsatta ödenmelidir.
Şâfiî mezhebinde
fitreyi, Ramazan’ın ilk günlerinde vermek caiz;
meşru bir mazeret bulunmadıkça bayramın birinci gününün gün batımından sonraya
ertelemek ise haramdır.
Fakihlerin
çoğunluğuna göre fitrenin ödenmesinin bayramdan sonraya bırakılması mekruh olmakla
birlikte yapılan ödeme kaza değil edadır. Bazı fakihler ise fitreyi bayram
sonrasına bırakmayı haram sayar ve yapılan ödemeyi kaza olarak nitelendirir.
5. Fıtır sadakası kimlere
verilebilir, kimlere verilemez?
Fıtır sadakası,
kişinin bakmakla yükümlü olmadığı yoksul Müslümanlara verilir. Fıtır sadakası ve
oruç fidyesini vermek durumunda olan kimsenin bunlardan doğrudan ya da dolaylı
olarak yararlanmaması esastır. Zekât için de aynı kural geçerlidir. Bu sebeple
bir kimse zekâtını, fıtır sadakasını ve fidyesini kendi usûl ve fürûuna veremez.
(Usûl, bir kimsenin anası, babası, dede ve nineleri; fürûu ise; çocukları,
torunları ve onların çocuklarıdır.) Ayrıca eşler de birbirlerine zekât, fitre
ve fidye veremez.
Hanefilere göre
aşağıda sayılanlara fitre verilmez:
a) Ana, baba,
büyük ana ve büyük babalara,
b) Oğul, oğlun
çocukları, kız, kızın çocukları ve bunlardan doğan çocuklara,
c) Eşine,
d) Zengine yani
aslî ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olan kişiye,
e) Babası
zengin olan ergen olmamış çocuğa.
Şâfiîlere ve
Ebu Yusuf’a göre fitre, Müslüman olmayana da verilemez.
Bunların
dışındaki kardeş, teyze, dayı, amca, hala ve onların çocukları, gelin, damat,
kayınpeder ve kayınvalide gibi akrabalar zengin değillerse kendilerine zekât,
fitre ve fidye verilebilir.
Kaynak: Zekât Sıkça Sorulanlar, Dib Yayınları, Ankara, 2017.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder